Ayla, Havva, Ahmet, Memo, Cemal… Her biri metni okurken gözümde canlanıveren, sanki uzun zamandır tanıdığım insanlar. Kar Küresinde sahici, akıcı diyaloglar var. Bir sahne metni olmasının yanında bir romanı ya da öyküyü okur gibi içine çekiyor.

Karakterlerin birbirleriyle kurduğu ilişkilere şahit olmak çok etkileyiciydi. Her biri diğerinin varlığından, tercihinden, sessizliğinden etkilenirken insan kendisini de sorgulamadan edemiyor: Ayla’nın yaşadığı ikilemin ağırlığını hissetmemek mümkün mü? İnsan, geçmişe takılmadan, yaşadıklarının yükünden bağımsız bir şekilde bugünün kararlarını alabilir mi? Ve bazen, dışarıdan çok açık görünen cevaplar, yaşarken berraklığını yitirebilir mi?

Beni en çok etkileyen de metnin sahiciliği oldu. Birbirine değen ama bazen de çarpıp savrulan hayatlar var Kar Küresinde. Bu hayatların ekseninde çok insani bir yerden — bir sohbetin, bir anın, bir sessizliğin içinden — hayata ve doğrularımıza dair sorular sorduruyor metin.

Bir oyuncu olarak metne baktığımda, her karakterde bir katman, bir derinlik buluyorum. Bir okuyucu olarak ise kendime dönüp sormaktan kaçamayacağım sorularla karşılaşıyorum. İşte bu yüzden Kar Küresi sadece iyi bir metin değil, iyi bir karşılaşma da…

Bir gün Kar Küresini sahnede seyredebilmeyi çok isterim çünkü bu metin, sahnede nefes alacak kadar sahici, izleyenin kalbine dokunacak kadar da etkileyici… Ve kesinlikle uzun süre akılda kalacak kadar iyi bir oyun.

Yazan: Gül Şener

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir